Bu konuşma, 24 Eylül 2005'te "İZMİR TÜRKÇE
GÜNLERİ"nde TÜRKÇE ÖĞRETİMİNİN SORUNLARI çalıştayında yapılmıştır.
Hüseyin Toptaş
İZMİR BATI DERSANELERİ Türkçe Öğretmeni
huseyintoptas@superonline.com
huseyin.toptas@batider.com.tr
huseyintoptas@hotmail.com
Türkçe öğretiminin sorunları birkaç başlık altında incelenebilir:
Türkçe ve yazın öğretmeni yetiştiren kurumların durumu, basın
ve görsel ileşitim araçlarının tutumu; kimi çevirmenlerin
yabancı dillerdeki anlatım kalıplarını Türkçeye olduğu gibi
aktarmaları, böylelikle Türkçenin beğenilerine aykırı anlatımların
Türkçenin doğallığını bozması; kimi yazarların dile özensiz
yaklaşımları gibi.
Ben,
bu başlıklara, şimdiye değin, üzerinde fazlaca durulmayan,
önemi ötekilerden az olmayan yeni bir başlık eklemek istiyorum:
ÖSYM'NİN
TÜRKÇE ÖĞRETİMİNE ETKİSİ
Ülkemizde her yıl iki
milyona yakın öğrenci ÖSS'ye giriyor; bir yüksek öğrenim kurumuna
yerleşmek, bir uğraşı edinmek, yaşamını yönlendirmek istiyor.
Bu açıdan bakılırsa birçok öğrenci için bu sınav, ta küçük
yaşlardan başlayan bir sürecin son noktası. Bu yüzden ÖSS,
öğrencinin ilköğretimden lise son sınıfa kadar öğrenmesi gereken
bilgileri, edinmesi gereken becerileri belirliyor. Bu özelliğiyle
de ÖSS, buna bağlı olarak ÖSS soruları, bu soruları hazırlayanlar,
Türkiye'deki ilköğretim ve lise öğretiminin de gizli yönlendiricileridirler.
Öncelikle öğretmenler açısından bir dersin, bir konunun, bir
ayrıntının önemi, ÖSS'de o dersten, o konudan soru çıkıp çıkmamasıyla
ya da o ayrıntının soruya dönüştürülüp dönüştürülmemesiyle
ölçülüyor. Sözgelişi, 1999'da tek basamaklı sınava geçilince
felsefe soruları, yalnızca felsefe konularıyla sınırlandırıldı.
Bunun etkileri okullarımızda hemen görüldü; sosyoloji ve psikoloji
dersleri önemini yitirdi; öğretmenler, bu dersleri öğrencilere
benimsetmekte zorlandılar. Kimi öğretmenler, bu derslerde
ders anlatmak yerine öğrencilerin başka derslerle ilgili testleri
çözebileceklerini belirttiler. Bunun örnekleri çoğaltılabilir.
ÖSS'de
Türkçe testi, önemlidir; sınava giren her öğrenci, hangi alanı
seçerse seçsin, Türkçe testini yanıtlamak zorundadır. Biraz
daha ileri giderek ÖSS'nin temelini iki ana dersin, Türkçe
ve matematiğin, oluşturduğunu söyleyebiliriz. ÖSYM'nin ÖSS'de
Türkçe ve matematiği ana dersler olarak belirleyen bu tutumu,
1981'den sonra Türkçe öğretimini olumlu yönde etkilemiş, Türkçeyi
de gündeme taşımıştır. Türkçenin gündeme gelmesi, öğretmenlerin
dilbilgisi ve dilbilim konularına eğilmelerini sağlamış; o
güne değin, kendilerini yalnızca "yazın öğretmeni"
olarak benimseyen öğretmenler de, öğrencilerin sorularını
yanıltlayabilmek için dilbilgisi ve dilbilim kitapları edinmeye
başlamışlardır. Böylelikle ÖSYM'nin soruya dönüştürdüğü ayrıntılar
önem kazanmış; buna bağlı olarak da ÖSYM'nin sorularda kullandığı
sözcükler, terimler tartışmasız benimsenmiş; öğrencilere bu
ayrıntılar anlatılmış, bu ayrıntıların anlatımında ÖSYM'nin
kullandığı terimler kullanılmıştır. 1990'lı yıllarda dilbilgisi
ve dilbilim kitaplarının satışlarındaki görece artışın nedeni
buna bağlanabilir.
Bugün
Türkiye'de dört bine yakın özel dersane vardır. Özel dersanelere
giden öğrenci sayısı yaklaşık yedi yüz bindir. Özel dersanelerdeki
öğretimi denetleyen Milli Eğitim Bakanlığı, yönlendiren de
ÖSYM'dir. Bu, elbette dolaylı bir yönlendirmedir; çünkü, dersenelerde
anlatılan konular, ÖSS'de soru çıkan konulardır ve dersanelerin
bu konuları anlatırken kullandığı terimler de ÖSYM'nin kullandığı
terimlerdir. Kısaca ÖSYM sorularının dili, terimleri, anlatımı,
yazım ve noktalama düzeni Türkiye'deki Türkçe öğretiminin
de belirleyicisidir. Bu durumu iki örnekle somutlamak istiyorum.
Birincisi,1981'de Türkçe sorularında "kelime" yerine
"sözcük" kullanılmıştı. 1982'den 1987'ye kadar,
"12 Eylül Darbesi"nin etkisiyle olmalı, "sözcük"
bırakıldı; "kelime" kullanıldı. Bu dönemde, okullarda
öğretmenlerin birçoğu sorularında "kelime"yi kullandı.
Dersanelerdeyse tam bir iz sürümü olduğu için, Türkçe sorularında
"sözcük" bırakıldı; "kelime" kullanılmaya
başlandı. ÖSS'de1987'den sonra yeniden "sözcük"
kullanıldı. Okullarda ve dersanelerde yeniden "sözcük"e
dönüldü. İkinci örneğim, bir soru.1981 ÖSS'de şöyle bir soru
vardı:
İnsanlığın
adım adım ilerlemesini sağlayan şey, kuşkusuz, kişisel kazançların,
ürün ve buluşların kuşaktan kuşağa aktırılmasıdır. Hayvanlar
dünyasında buna benzer bir olay yoktur; eğitim görmüş bir
köpek, başka bir köpeği eğitemez.
Bu
paragramın anlatımında aşağıdakilerden hangisi daha ağır basmaktadır?
| A)
benzetme |
B)
ilişki kurma |
| C)
örneklendirme |
D)
kanıtlama |
E)
karşılaştırma |
Bu soru, "yazar"ın düşünceyiz geleştirmek için başvurduğu
anlatım yollarını istiyor. Yazarın, açıklama ve tartışma anlatım
biçimleriyle yazdığı yazılarda, düşüncesini geliştirmek için
başvurduğu yollar şunlardır: Tanımlama, karşılaştırma, benzetme,
örneklendirme, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma.
Oysa soru hazırlayıcı, seçeneklere anlatım yolu olmayan "ilişki
kurma" ve "kanıtlama" gibi iki kavram koymuş.
"Kanıtlama" bir anlatım yolu değil; anlatım yollarından
örneklendirme, tanık gösterme ve sayısal verilerden yararlanmanın
"amaç"ıdır. "İlişki kurma" da benzetme
ve karşılaştırmanın "amaç"ı olabilir. "Ne var
bunda? Bunlar sorunun yanıtı değil ki zaten." demeyin.
Uzun yıllar, birçok dersanede öğrencilere anlatımda başvurulan
yollar anlatılırken "kanıtlama" ve "ilişki
kurma" yolları (!) da anlatıldı; anlatım yolu sorularının
seçeneklerine bu kavramlar konuldu. Öğrenci bu kavramları
anlayamadığı için telaşlandı, korktu.
ÖSYM
Türkçe sorularının okullarda ve dersanelerdeki Türkçe öğretimine
olumlu etkilerinden söz etmeliyiz. Nedir bu olumlu etkiler?
Birincisi, ÖSS'deki birçok Türkçe sorusu, öğrenciden "dil
bilinci" istemektedir. Dil bilinci, dilbilgisinin davranışa
dönüştürülmesidir. Yani öğrenci, Türkçe dilbilgisini doğru
öğrenecek; öğrendiklerini dilin iki davranışına, anlatma ve
anlamaya dönüştürecek; anlatırken ve anlarken dilbilgisi kurallarına
uyacaktır. Örneğin, ilgeç (edat) konusu işlenirken: "Türkçede
'özel' sözcüğü, hiçbir zaman '-a (-e) özel' biçiminde, ilgeç
(edat) görevinde kullanılmaz. Bu biçimde kullanılan sözcük,
'özgü'dür. Türkçede 'özel' sözcüğü Arapça 'hususi' sözcüğüne,
'özgü' de Arapça 'has' sözcüğüne karşılıktır." kuralını
öğrenecek. Bu kuralı, anlatırken uygulayacak; örneğin, "Bu,
size özel bir indirimdir." tümcesinin yerine "Bu
size özgü bir indirimdir." tümcesini yeğleyecek. Bir
reklamda bu tür bir tümceyle karlaşınca tedirgin olacak, biri
böyle bir tümce söyleyince belki içinden, o tümceyi düzeltmek
isteyecektir. İngilizce biliyorsa bu anlatımın: "This
is especially for you." (Bu, sana özel.) kalıbının kötü
bir çevirisi olduğunu anlayacaktır. Türkçe bilinci olan öğrenci,
Türkçenin güzelliklerini, öteki dillerden farklı yanlarını
görecek; Türkçeyi küçümsemeyecek, Türkçeyi daha çok sevecektir;
çünkü insan, anladığı, bildiği şeyi sever.
ÖSYM
Türkçe sorularının Türkçe öğretimine olumsuz etkilerinin olduğunu
da söylemeliyiz. Birincisi, ÖSYM Türkçe sorularında bilimsel
bir yanlış, anlatım bozukluğu, yazım yanlışı yaptığı zaman
bu yanlışlığı kamuoyuna ya da o sınava giren öğrencilere açıklamıyor;
yaptığı yanlış için kamuoyundan ve öğrencilerden özür dilemiyor.
Yaptığı yanlışın ayrımına varınca daha sonraki bir sınavda
o yanlışı soruya dönüştürerek düzeltmeye çalışıyor; ama bu,
dolaylı bir düzeltme biçimi. Kimi öğretmenler bu düzeltmenin
ayrımına varamadıkları için önceki yanlışta direniyorlar.
ÖSS Türkçe sorularındaki yanlışlığı, birçok okul ve dersane
öğretmeni: "ÖSYM, böyle benimsiyor; böyle istiyor."
anlayışıyla bir kurala dönüştürüyor ve o yanlışlık, yaygınlaştırılıyor.
Sözgelişi, ÖSYM Türkçe sorularında dilbilgisinde "koruyucu
ünsüz" ya da "yardımcı ses" terimleriyle belirtilen
kavram, "kaynaştırma harfi" terimiyle sorulduğu
için, okullarda ve dersanelerde öğrencilere "kaynaştırma
harfleri" başlığı altında bugün geçerliğini yitirmiş
bilgiler öğretiliyor; /y/ ve /n/ seslerinin yanında, koruyucu
ünsüz olmadığı dilbilcilerce benimsenen /s/ ve /ş/ sesleri
de öğretiliyor; öğrencinin ezberlemesi için /n/, /s/, /ş/,
/y/ seslerinden oluşan "yaşasın" sözcüğü ezberlettiriliyor.
Öte yandan, ancak dilbilimin uğramadığı ülkelerde görülen
"ses", "harf" ayrımına önem verilmiyor;
"harf"in bir simge olduğu ve dilbilimin "harf"le
değil; "ses"le ilgilendiği bir yana bırakılıyor;
hâlâ "sesli harf", "sessiz harf" gibi,
bilimsellikten uzak sözlerin kullanımına ortam hazırlanıyor.
Böylelikle bilimsellikten uzaklaşılıyor; bir bilgi, nedensiz
olarak anlatıldığı için, öğrencinin belleğinde "kalıcı
bilgi"ye dönüşemiyor. Bu olumsuz örneklerin, yanlışların
çokluğu, ÖSYM Türkçe sorularının olumlu etkilerini azaltıyor.
ÖSYM,
ne yapmalı?
ÖSYM,
ÖSYM'ye güvenen öğretmen ve öğrencilere saygılı olmalı; bu
güveni boşa çıkarmamak için terimleri özenli kullanmalı, anlatım
bozukluğu içeren tümceler kurmamalı, bilimsel yanlış yapmamalı;
Türkçe anlatımın doğru ve iyi örneklerini sunmalıdır. Bu konuda
yapılan eleştirilere, eskiden olduğu gibi, kulak vermeli;
bu eleştirilerin doğru olanlarını göz önünde bulundurmalı.
Yapılan bir yanlışı örtbas etmek yerine, bu yanlışı bir bildiriyle
kamuoyuna duyurmalı; bu yanlışın doğru biçimini belirtmeli
ve sınava giren öğrencilerden bu yanlışlık için özür dilemelidir.
ÖSYM, böylesi bir tutumla başka kurumlara, kişilere örnek
olabilir. Birçok yan etkiyle kirlenmeye başlayan Türkçe, bu
yolla yeniden basının ve görsel iletişim araçlarının gündemine
gelebilir ve tartışılabilir.
Türkçenin tartışıldığı,
bu yolla arındığı, güzelliklerinin görüldüğü "Türkçe
Günleri"ni görmek dileğiyle...
|